Popüler Yayınlar

28 Aralık 2012 Cuma

TERK-İ DİYAR HİCRAN: YENİ YIL MESAJLARI VE YENİ YIL RESİMLERİ CHRİSTMAS...

TERK-İ DİYAR HİCRAN: YENİ YIL MESAJLARI VE YENİ YIL RESİMLERİ CHRİSTMAS...:   ♥ 2013 yılının sağlık, mutluluk, başarı ve bol kazanç getirmesi dilekleriyle. Neşe dolu yıllar!    ♥ Sevgi bestesinin tınılarını yüre...

27 Aralık 2012 Perşembe

DİLEK

Ağzımızın tadının eksilmediği lokmaların boğazımıza dizilmediği yoksulların ayaklar altında ezilmediği terör ve anarşinin baştacı edilmediği Mutluluğun üstünün değil, altının çizildiği nice yıllar dilerim.

19 Aralık 2012 Çarşamba

KIYAMET...

KIYAMET... Biri yedi biri baktı Kopmadı kıyamet Çalındı hak Aldatıldı halk Kopmadı kıyamet... Tuttukları takım yenildi Koptu kıyamet! ERHAN TIĞLI erhantigli@mynet.com ******************

16 Aralık 2012 Pazar

MEVLANA bir ışıktır sevgi yüklü

MEVLANA: IŞIKSIN SEN BİZE DOSTLUK YOLUNDA “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin Geriye kalan et ve kemiksin Gül düşünür gülistan olursun Diken düşünür dikenlik bulursun.” Her zaman genç, her zaman dinç olan Mevlana, yüzyıllar ötesinden yol göstermeyene devam ediyor anlayana, dinleyene. Bakın ne diyor gençlik için: “Ne mutlu o kişiye ki gençlik çağını ganimet bilir de borcunu öder. Gücü kuvveti varken, vücudu sağ esenken, yüreğinde de, bedeninde de güç kuvvet varken başarır bunu. O gençlik, yemyeşil, taptaze bir bağa benzer; esirgemeden yapraklar meyveler verir.” Zaman geçmeden meyve vermeli, yararlı işler yapmalı, gençliği kahve köşelerinde, sigara dumanları arasında tüketmemeli. Asıl genç ne olursa olsun, “boş vermişim dünyaya” şarkısı söylemeyen, saçı sakalı ağardığı halde, enerjisini, çalışma azmini yitirmeyen kişidir. Mevlana’nın dediği gibi yeni şeyler söylemek, yeniliklere ayak uydurmak gerek. “Ey hacca gidenler! Nereye gidiyorsunuz? Önce gönül kıblesini ziyaret edin” diyor; “En büyük hac gönül almaktır/ Yüz bin Kâbe’den daha iyidir alınan bir gönül/ Çünkü Halil İbrahim yapmıştır Kâbe’yi/ Gönül ise Allah’ın baktığı makamdır.” Yunus Emre de “Bir kez gönül yıktınsa bu kıldığın namaz değil” diye aynı düşünceyi savunuyor. “Gel bakma kimseye hor/ Halkı yorma, kendini yor/ Yıkmak için çok düşün/ Yıkmak kolay, yapmak zor.” Bir halk manisi böyle diyor. Mevlana, “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” diyor ama çoğu kişiler kendilerini dev aynasında görüyorlar, burunlarından kıl aldırmıyorlar. Oysa din maddi ve manevi temizliktir, okumak, ilerlemek, kimseyi küçümsememektir. O yüce varlığa layık olmak istiyorsan, önce bencilliğin fildişi kulesinden in, özveri atına bin. Doğruya iyiye güzele git doludizgin. Erdem ayın olsun, sevgi güneşin. İşte budur gerçek din! Cehennem konusunda şöyle der: “Cehennem nedir? Cehennem yedi başlı bir ejderhadır. Yedi başlı ejderha insanın nefsidir. Birincisi gurur kapısıdır. İkincisi hırs kapısıdır. Üçüncüsü şehvet kapısıdır. Dördüncüsü haset kapısıdır. Beşincisi hasislik kapısıdır. Altıncısı hiddet kapısıdır.Yedincisi şöhret, bazılarına göre nefret kapısıdır. Bu yedi kapı; insanı tutsak eden, egemenliğe boyun eğdiren, zulme tutsak eden kapılardır. Bu kapılar kapandığı oranda özgürlüğün kapısı aralanır.” İnsanın maddeleşmesini şöyle eleştirir: “Ey oğul! Ne zamana kadar altına, gümüşe tutsak olacaksın? Şu maddi bağımlılığın, şu arpaya düşkünlüğün seni eşekleştirdiğinin farkında değil misin? Şu bağımlılıktan kendini kurtar da özgür ol. Bedene ait duygu yolu, şehvet yolu eşeklerin yoludur. Ey aşağı duyguların bineğine binmiş ve eşeklerin arasına katılmış kişi, insanlığından utan!” Mevlana aşk kaynağıdır. Bir şiirinde sevgilinin gelişini şöyle dile getiriyor: “Yollara sular dökün/ Bahçelere muştular salın/ Bahar kokuları geliyor/O geliyor, o./Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor./ Yol verin, açılın, savulun/ Beri durun beri./ Yüzü apaydınlık, ak pak/ bastığı yeri ardında gündüzler bırakarak/ O geliyor, o!/ Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor./ Gökler yeryüzünü kapladı, örttü bir anda./ Bir anda dört yanı mis gibi bir koku sardı./ Bir yanda bir zelzele, bir kıyamet koptu cihanda./ O geliyor, o!/ Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor./ Bir anda can geldi bağlara, bağlar ışıdı./ Bir anda açıldı baktı bağlarda gözler/ Bir anda bizde ne gam kaldı, ne dert kaldı, ne keder./ O geliyor, o./Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor. Yayından fırladı ok/ Hedefe ha vardı ha varacak./ Bahçeler selama durdu/ Serviler ayağa kalktı/ çayır çimen yollara düştü/ işte konca, ata binmiş geliyor/ Biz ne duruyoruz/ O geliyor o./ Ay parçamız, sevgilimiz, yârimiz geliyor... Geceleri uykum kalmadı gitti ama/ Bak işte o güzel günler yola çıkmış geliyor.” (Yenileştiren A. Kadir) Sevgili dostu Tebrizli Şems için yazdığı şiirde dininin aşk olduğunu belirtiyor: “Dinim aşktır benim yüzünü gördüm göreli Benim dinim senin yüzünle övünür ey sevgili” **** “Sevgili takar beni oltasına Atar karaya balık gibi Sevgili kurar gönlüme bir tuzak Avcıdan yana çeker sürür beni” *** Düşünce ve duygularımızı Mevlana’nın Mesnevi’sinden birkaç örnekle geliştirelim. Adamın biri, Diyojen gibi, elinde mumla yolda dolaşmaktadır. Ne aradığını sorarlar. “Adam arıyorum, adam!” der. Gülerler, “Ortalıkta adamdan bol ne var?” derler. Bizimki başını sallar, “Ben kendini değil, başkalarını düşünen erdemli bir adam arıyorum, der. Var mı içinizde öyle biri? Ben hırsına yenilmeyen, yalan dolanla insanları aldatmayan, kimsenin malına mülküne göz dikmeyen bir adam arıyorum. Var mı içinizde öyle biri? Ben hoşgörülü, güzel düşünceli, iyi niyetli, eğri yollara asla sapmayan bir adam arıyorum. Var mı içinizde öyle biri?” Oradakiler içini çeker, “Böylesini zor bulursun ama umudunu yitirme, aramaya devam et. Bulursan bize de haber ver” der ve adamı yalnız bırakırlar. *** Bir bilgin gemide kitap okumaktadır. Oradan geçen bir tayfa merakla ona bakar, “Ne anlıyorsun o kâğıtlardan, ne işe yarıyor onlar?” diye sorar. Bilgin, “Bu kâğıtların içinde derya var. Söyle bakalım, sen fizik nedir bilir misin?” der. “Bilmem” der tayfa. Bilgin içini çekerek şöyle der, “Gitti öyleyse ömrünün yarısı.” “ Edebiyattan anlar mısın?” “Anlamam.” “Gitti öyleyse ömrünün bir yarısı daha!” Bir süre sonra fırtına kopar, gemi beşik gibi sallanmaya başlar. Bilgin telaşla ne olduğunu sorar. “Fırtına çıktı. Gemi batabilir. Yüzme biliyor musun?” der tayfa. “Hayır, bilmiyorum” yanıtını alınca bıyık altından güler. “Gitti öyleyse ömrünün hepsi de!” (Böylece hayat bilgilerinin, pratiğin, kitabi bilgilerden, teorilerden daha işe yaradığı gerçeğine değinir Mevlana’mız. Oysa biz okulda hayat bilgisini ilköğretimde okutur geçeriz ve onları okuldan çıkınca hayatın kucağına atıveririz sudan çıkmış balık gibi...) Mevlana ayrıca kitapları olduğu halde bunları okumayan, onlardan yararlanmayan kişileri kitap yüklü eşeklere benzetir. Eşek, taşıdığı kitapların değerinin farkına varmaz. (Modadır, kültürlü göstersin diye kütüphane yaptırıp içini ciltli, lüks baskılı kitaplarla dolduran ama hiçbirinin kapağını açmayan zenginlere duyurulur!) *** Hadi gelin, Mevlana’dan aldığımız güçle, estirelim bir bahar yeli dostluk ve sevgiden yana. Benliğimizi güllerle bezeyelim, içelim aşkın şarabından kana kana. El ele verelim, gönüllerimizi birleştirelim, ileriye, hep ileriye gidelim. Yepyeni bir can, bir heyecan gelsin içimize. Bencilleri, çıkarcıları karıştırmayalım içimize. Taşlı dikenli de olsa bu yol güzel gelir inanana, kendini bu yola adayana. Doğruya, iyiye, güzelliğe gel! Eğriliği, kötülüğü, çirkinliği alsın sel.

9 Aralık 2012 Pazar

Eleştirel Günlük: Dost

Eleştirel Günlük: Dost: Bir gece habersiz bize gel Merdivenler gıcırdamasın Öyle yorgunum ki hiç sorma Sen halimden anlarsın Sabahlara kadar oturup konuşalım ...

5 Aralık 2012 Çarşamba

BÜYÜ adlı şiir kitabımla ilgili bir yazı

Büyü- Şiirler- Erhan Tığlı- Tay dergisi şiir dizisi 33- 80 sayfa 5 lira İletişim. erhantigli@mynet.com 50 yıldır çeşitli gazete ve dergilerde yazı ve şiirleri çıkan Erhan Tığlı neredeyse yarım yüzyıldır şiir kitabı yayımlamıyordu. 70 yaşına merhaba dediği günlerden birinde sanki “yaşım yetmiş ama işim bitmemiş” dercesine şiirlerini bir kitapta topladı. Kitabın ilk şiiri Aradığım adını taşıyor. Bir sevgili arıyor ama gözünün yaşıyla değil, alnının teriyle kazanmak istiyor bu sevgiliyi. Emeğiyle doymak istiyor, eğilen beliyle değil. Aradığı dost da alnının akıyla övüneceği bir dost olacak, cebinin parasıyla değil... Baharla Gelen Güzellik şiiri –larla ekleriyle müzik havasına bürünmüş. Yaşama sevinci ve iyimser bir dünya görüşü var bu şiirde: “Bir canlılık gelir doğaya baharla/Çiçekler gelin olur/ Düğün yapar arılarla/ Bayramı kutlar kelebekler/ Köylü dayı güreş tutar tarlalarla(...) sarılar yeşillerle oynaşır/Dans eder maviler allarla...” Tedirgin adlı şiirinde ise “Ben bu bulvarların adamı değilim” diyor. Doğayla koyun koyuna yaşamak istiyor, apartmanları mutluluğa çekilmiş silah olarak görüyor... Kitaba adını veren Büyü şiirini anne babalar dikkatle okumalı. Bir antolojiye de alınan bu şiirinde Tığlı çocuklara, güzelliğe köprü kurmalarını, bilinçsiz uykuyu uyandırmalarını, dokuz köyden kovulmaktan korkmamalarını, onuncu köyü unutmamalarını söylüyor... Kitaptaki şiir başlıkları barış, sevgi ve dostluk mesajları veriyor: Şiirleşsin Dünya, Doğ Güneşim Doğ, Kurtarın Şiirimi, Çiçeğe uzanalım, Benim adım Barış, Aşk Yaşlanmaz, Aşk Evreni, Ağlatmamalı Aşk, Sevmek Gül Dikmektir, Şiirdir Sevgi, Güneş Doğacak... Dizeler de aynı duygu ve düşüncelerle bezenmiş, bizi doğruya iyiye güzele, doğaya, doğallığa, birlik ve dayanışmaya çağırıyor, umut aşılıyor: “Güzellik ateşiyle yan/Şiirleşsin dünyan” (şiirleşsin Dünya) “Hadi dostlar el ele verelim gelin(...) Yaşamayı edelim gelin” (Umut Işığı) “Doğ güneşim doğ/Doğ da kötülüğü, çirkinliği kov” (Doğ Güneşim Doğ) “Yakın hem de çok yakın/Yepyeni bir güneş doğacak” (Neredesin Umut Kaptan) “Gül çocuk gül/ Senin kadar/Güzel olsun yaşamak” (Gül Çocuk Gül) ... Şairimiz toplumun aksak yönlerini taşlamalarla dile getirmiş. Niye, Aydın mısın, Deli Aydın, Beni Böyle Sevmeyin, Çelişki, Bir Numaralı Adamın Sonu bu tür şiirlerden... Aşk şiirlerinde bile toplumsal konular dizelerle ya doğrudan ya da dolaylı olarak ele alınmış... Akbaba, Gırgır gibi mizah dergilerinde yazıları çıktığı için olacak, şiirlerinde güldüren düşündüren öğeler çokça yer alıyor. Çelişkilerimizi esprili bir dille göz önüne seriyor: “... Yine el üstünde tutuldu/Ama sıfır oldu...” (Bir Numaralı Adamın Sonu) “Mide açsa yemek ister/Mutlu olmak emek ister/Gerçekleri gören çoktur/ Söylemeye yürek ister” (İster) “Balığı seviyorsun/Tutup yiyorsun/Koyunu seviyorsun/Kesip yiyorsun/Muhabbet kuşunu kafese/Süs balığını akvaryuma hapsediyorsun...” (Beni Böyle Sevmeyin) “Sevişmelerden doğduk/Savaşıyoruz!” (Çelişki) Çocukların diliyle konuşuyor kimi şiirlerinde, onların ağzından kötülüklerle savaşmak gerektiğini vurguluyor. Bu konuyu şu şiirlerde görüyoruz: Gül Çocuk Gül, Oyuncak, Yeni Bir Dünya, İçimdeki Çocuk- Dışımdaki Adam, Gazeli Çocuk, Yitik Çocuk... İşte birkaç örnek: “Tanrım/Öyle bir oyuncak ver ki büyüklere/ Onunla oynamaktan/ Vakit bulamasınlar/Topla tüfekle oynamaya, /oraya buraya bomba atmaya” (Oyuncak) “Masallarda üç elma düşerdi gökten/Şimdi üstüne bombalar düşüyor/.../Kocaman adamların/Bu kadar küçülmelerine/Şaşıyor...” (Gazzeli Çocuk) “Özlemlerime kar yağdı/Dindiremedim/ Çocukluğumu dönme dolaplara/Bindiremedim/.../Elimden tutmadılar benim/Basmadılar bağırlarına/Tinere sığındım/Denize düşenin yılana/Sarıldığı gibi” (Yitik Çocuk) Tığlı sözcük oyunlarına, anlaşılmaz imgelere başvurmuyor, sade, akıcı, açık ve duru sözcüklerle yazıyor şiirlerini ama kimi yerlerde anlamı güçlendirmek için benzetme ve söz sanatları da yapıyor. Bunlar yapmacık değil, ele alınan konuyu vurgulamak için yapılmış: “Umut Işığı”, “Geceyi İçmek”, “Gece Bulut olmuştu”, “Özlemimin Ateş Böcekleri”, “Neredesin Umut Kaptan”, “Aşk Ocağı ve Dost Kucağı”, “Kuyuya Gömülen Aşk”, “Seni Düşünmek- Çiçeklere Bürünmek”, “Sevmek Gül Dikmektir”, “Sabahın İlk Sahipleri”... gibi şiir başlıklarından ne demek istediğimiz anlaşılıyor ama biz seçme dizelerle daha da belirginleştirelim görüşümüzü. “Bir aşk yakamozlanması yok evrenimde/Oysa el ele göz göze, yalınayak/koşmalıydık özlem denizlerine/Mutluluğun sımsıcak kumlarına/Uzanmalıydık birlikte...(...)Balta girmemiş ormanlarda yürür gibiyim/ Kentin kahredici gürültüsü/Tamtam çığlığı beynimde” (Tedirgin) “Gökteki ayla yıldız/Evlerdeki elektrikler u-yandı” (Şiirleşsin Dünya) “Sımsıcak bir sevda soluğuyla/Türküleşsin dünya” (Umut Işığı) “Özlemler tomurcuklansın/Sevinçler kanatlansın/ Yaşamak şaha kalksın” (Doğ Güneşim Doğ) “Ben bir kuyuyum derin mi derin/ Yosun tutmuş öyküsü duvarımda çilenin” (Dipsiz Kuyu) “Geceyi içmek istedim/Gece beni içti” (Geceyi İçmek) “Bencilliğin fildişi kulesinden in/Özveri atına bin” (Gerçek Din) “Gönül kapısının anahtarını/Dostluğun gül elinde bulursun ancak” (Aşk Ocağı...) “Hüzün ordusuyla geliyor/ Çile topu tüfeğiyle” (Aydınlık Nöbette) “Yârin dudağından derlenmiş/Gül tadında/ Bir mektup geldi bana” (Gül Tadı) “Şiirle kurtulurum/Yalnızlığın yaktığı ateşten” (Cennetim Cehennemim) ... Kitaptaki şiirleri bütünüyle inceleyenler ona niçin Büyü adını verdiğini sezebilirler. Bence bu söz iki anlamda kullanılmış; şairimiz hem bize küçüklükten kurtul, güzelliklerle büyü demek istiyor hem de şiirin başka bir büyü olduğunu göz önüne seriyor. Yazımı Erhan Tığlı’nın okuyucularına ve aydın kişilere seslendiği Kurtarın Şiirimi şiirinden birkaç dizeyle bitiriyor ve hadi şairlerimizi yalnız bırakmayalım, onları kurtarmak kendimizi de kurtarmaktır bir bakıma yozluklardan, bencil duygulardan, çarpıklıklardan ve de kötülerin, çirkinlerin saltanatlarından diyorum: “Hadi gelin dostlar kurtarın şiirimi Ayrık otlarına tutsak olmasın bahçemiz Solmasın yârin dudağındaki karanfilimiz” Beyza Özlen

4 Aralık 2012 Salı

SÖZÜN ÖZÜ

Sözün ÖZÜ Gerçeğin GÖZÜ AŞK: Sahtesini gerçek sandığımız, gerçeğini kolay kolay bulamadığımız. BALIK: Bilinçsizce avlayıp köküne kibrit suyu ektiğimiz BENCİLLİK: Bir türlü başımızdan atamadığımız CAMBAZLIK: Yaşamak için öğrenmek zorunda olduğumuz ÇIKARCILIK: Duvarını kolayca yıkamadığımız DOĞRULUK: Kendimizden başkasında göremediğimiz DÜŞÜNCE: Çoğu insanda iş işten geçtikten sonra rastladığımız EDEBİYAT: Kökünde edep olduğunu unuttuğumuz FEMİNİZM: Kadın hakları savunuculuğunu, erkek düşmanlığına dönüştürdüğümüz GÖNÜL: Kapısını herkese açamadığımız HATIR: Sık sık kırmaktan zevk aldığımız HAYAT: Güle ağlaya yaşadığımız, uğruna nice dostları harcadığımız İŞ: Tatil yapmaktan dalga geçmekten yapmaya fırsat bulamadığımız KABAHAT: Üste para versek de kimselere satamadığımız LAK LAK: Etmesini en iyi bildiğimiz MEMUR: Bordo mahkumluğundan kurtaramadığımız MİZAH: Yıllardır doya doya gülemediğimiz, değerini bilemediğimiz MUTLULUK: Büyüğünü elde etmek isterken küçüğünü kaçırdığımız NEMELAZIMCILIK: Her zaman, her yerde meslek edindiğimiz ORMAN: Yaka yaka bitiremediğimiz ÖĞÜT: Kendimizden başkasına bol bol verdiğimiz PARA: Araç iken amaç haline getirdiğimiz, kazanmak için kendimizi yiyip bitirdiğimiz. REKLAM: Sayesinde(!) tüketme çılgınlığına eriştiğimiz SANAT: Güzellik sırrına eremediğimiz, pek yanına gelemediğimiz ŞAMAR: Dostlarımızdan, arkadaşlarımızdan yiye yiye bıkmadığımız ŞEMSİYE: Anlamı güneşlik olduğu halde yağmurda kullandığımız TENCERE: Kiminde et< kiminde dert kaynattığımız TURİST: Kazıklamayı marifet saydığımız UMUT: O olmadan yaşayamadığımız, hem yiyip hem zayıfladığımız ÜN: Kavuşmak için can attığımız, kavuşunca bir karış büyüdüğümüzü sandığımız VEFA: Çoktandır izine rastlayamadığımız YAZAR: Kitabını pek okumadığımız ama gerçekleri dile getirince kızdığımız ZAM: Yağmurunda ıslanmaktan kurtulamadığımız ZAMAN: Suçu, günahı sırtına yüklediğimiz, öldürmekten zevk aldığımız. Erhan TIĞLI erhantigli@mynet.com *******************