Popüler Yayınlar

28 Ekim 2011 Cuma

YAZAR...

Yaşı yetmiş olsa da işi asla bitmez
savaş meydanını hiçbir zaman terketmez
Amacı doğruyu iyiyi güzeli yaşatmaktır
edebiyatı sanatı vazgeçilmez kılmaktır.

MİZAH HABER: HALİL İ. YILDIRIM ÇİZİYOR

MİZAH HABER: HALİL İ. YILDIRIM ÇİZİYOR: HALİL İ. YILDIRIM ÇİZİYOR

25 Ekim 2011 Salı

22 Ekim 2011 Cumartesi

HEM kör hEM NANKÖRüz!

HEM KÖRÜZ HEM NANKÖRÜZ...
Doğa serer ayaklarımızın altına allı yeşilli halısını kilimini
Bizden sadece sevgi, ilgidir beklediği
Ama biz bu beklentiye onu kirleterek karşılık veririz...
Doğaya ve tüm canlılara insan(?) olduğumuzu gösteririz!
***
Sevgi, doğanın gülüşü, ırmak olup denize dökülüşüdür
Sevgisiz, kurak ve çorak kişilerin yanına yaklaşılmaz
Soğukluklarıyla hem kendilerini hem çevrelerini üşütür...
***
Mutluluk bahçesindeki çiçeklere kelebek değil; bal arısı olarak kon
Güzelliklere erişmek istiyorsan, bencilliğe vermelisin son!
***
Hem körüz hem nankörüz!
Görmeyiz doğadaki çiçekli güzellikleri de
Silikonlu, botokslu, hormonlu ve plastik güzellikler(!) peşinde koşarız
Doğanın karşılık beklemeden verdiği güzelliklerin bilmeyiz değerini
Bahçeli evleri yıkıp apartman dikerek kirletir, toz duman ederiz her yerini...
Erhan Tığlı
*********

Tümleşik medya ekle / düzenle

Tümleşik medya ekle / düzenle

13 Ekim 2011 Perşembe

Tren Gelir Hoş gelir(Fıkralar)

TREN GELİR HOŞ GELİR...

Trenin hayatımızda büyük bir yeri vardır. Adı şarkılarda, türkülerde bile geçmektedir. Tren gelir, hoş gelir, odaları boş gelir/Duydum yâr bize gelir, safa gelir, hoş gelir”di eskiden. Kara tren gelmez m’ola/Düdüğünü çalmaz mola/Gurbet ele yâr yolladım/ mektubunu yazmaz m’ola?” denilirdi. “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” diye marşlar söylenilir, demir rayların yurdu kaplamasıyla övünülürdü. Oysa şimdi karayolları sarıyor her yeri ve de trafik canavarları kol geziyor, kazalar oluyor, övünmenin yerini dövünmek aldı...
Neyse, içinizi karartmayalım ve tren fıkralarıyla içinize bir avuç su serpelim, trenlerin günümüz koşullarına uygun olarak yeniden gündeme getirilmesini dileyelim.
TREN NASIL ÖTER?
Cumhuriyet Halk Partisiyle Demokrat Partisinin en çekişmeli bir zamanıydı. Bir köy kahvesinde yaşlı bir köylü bana “Tren nasıl öter?” diye sordu. Bir yanıt veremedim. “Ben söyleyivereyim öyleyse” deyip trenin sesini taklit ederek şöyle dedi: “Halk demokrat! Halk demokrat... Ne buuu?”
Yani halk demokrat çekişmesinden tren bile bıkmış, “Ne bu?” diye soruyor...
İMDAT FRENİ
Trene ilk kez binen Sarı Çizmeli Mehmet Ağa imdat freninin ne olduğunu sormuş yol arkadaşına. O da, “Güç aletidir. Onu çekebilene ödül veriyorlar” diye şaka etmiş. Bizimki bu şakayı ciddiye alarak imdat frenine tüm gücüyle asılmış ve tren büyük bir sarsıntıyla durmuş. Yetkililer, “kim yaptı bunu?” diye soruşturmaya başlamışlar. Mehmet Ağa gururla oraya çıkmış, “Ben yaptım ben!” diye bağırmış, “Hem de tek kolumla...”
BU KAÇINCI?
Gene trene ilk kez binen bir köylü üçüncü mevki biletiyle gitmiş, birinci mevkiye oturmuş. Biletçi onu azarlayarak kovmuş. Bizimki bu kez ikinci mevkiye kurulmuş. Oradan da kovulunca oturacak yer aramaya başlamış. Yolu yataklı vagona düşmüş. Bir kapıyı açıp “Hemşerim, bu kaçıncı?” diye sormuş. İçerde yeni evli bir çift varmış, sarılıp yatıyorlarmış... Ne dediklerini duyamadım. Siz duydunuzsa haber verin!
KATİL
Cimri biri bileti üçüncü olduğu halde gitmiş birinci mevkiye oturmuş. Biletçi onu oradan kaldırmak istemiş ama bizimki gitmemekte direnmiş. Yolcunun yanında da kocaman bir bavul varmış. Biletçi kızmış, “Hem yerine geçmiyorsun hem de kocaman bavulunla gelip geçenlere engel oluyorsun” diye çıkışmış ve bavulu aldığı gibi pencereden dışarı atmış.
Köylü öfkeyle biletçinin yakasına yapışmış, “Katil! Oğlumu öldürdün” diye bağırmış.
ÜLSER
Bu da benim başımdan geçti. Öğrenciliğimde ucuz ve güvenli olduğu için uzun bir yolculuk yapacağım zaman trene binerdim. Gene bir gün trende giderken yol arkadaşlarım yumurtalı soğanlı yemek yemeye başladılar ve beni de sofralarına davet ettiler. Teşekkür ettim ama ısrar ettiler. Yediklerinin bana dokunduğun belirtmek için, “Ülserim var” dedim.
İçlerinden biri omzumu okşadı:
“Hele sen bunları ye, seninkini de sonra yeriz” dedi.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Ağlatmamalı AŞK

AĞLATMAMALI AŞK

Ağlatmamalı aşk
Güldürmeli yüzümüzü
Gül bahçesine çevirmeli
Özümüzü...
Dağıtmalı kara bulutlarımızı
Yeşertmeli gönlümüzü
Öyle bir yerleşmeli ki benliğimize
Sevinç ve neşe
Üzüntü, acı girememeli içeriye
Dolup taşmalıyız güzelliklerle
Ondan ayırmamalıyız yönümüzü
Başımızda esen sevda yeli
Şiire döndürmeli öykümüzü
Erhan Tığlı
******************