Popüler Yayınlar

30 Aralık 2011 Cuma

Yeni Yıl Dileklerimdir

YENİ DİLEKLER

Ne ağla ne de kimseyi ağlat
İçindeki derdi çileyi kaldır at
Tökezlemesin bizi mutluluğa
Götüren rüzgâr yeleli at
Erdem ve özveriyle coşalım
Doludizgin koşalım
Doğruya iyiye güzele
Takalım kanat
***********

Mevsim ister kış ister güz olsun
Yanında bir dost ya da sevgili bulunsun
Doğsun hiç batmasın mutluluk güneşi
En karanlık geceler bile gündüz olsun
***************

Yüzünüzden sevinç gülleri
Çevrenizden sevgi bülbülleri
Ve de barış güvercinleri
Hiç eksilmesin
Mutluluk çeşmenizin suyu
Asla kesilmesin
****************



Merhaba ...
Pazar günü (Bu gün) iki kişi geldi ve seni sordu....!
Cep telefonu numaranı istediler,
verdim...
Açık adresini istediler,
Söyledim...
Yazdılar.
Seni nasıl bulacaklarını sordular
tarif ettim.

Kızmadın değil mi... ?
.
Beni nasıl bulduklarını ve nereden tanıdıklarını da bilmiyorum.
Bana çok samimi, çok içten ve nazik davrandılar.
Sanki kırk yıldır arkadaşmışız gibi.

Bana geldikleri günün akşamı gece yarısı yani pazar akşamı yola çıkacaklarmış,
hazırlıklı ol!

Sana da çok iyi davranacaklardır;

Ben onlara inandım; ( biraz da inanmak istedim tüm gönlümce...)

Gitmek üzere tam kalktıkları zaman kim olduklarını, isimlerini sordum.
Lütfedip söylediler.
Birinin adı Sağlık,
diğerinin adı ise Mutluluk'muş.
Merdivenleri inerken bana.

Yeni yılda hep sende kalacaklarını belittiler.
Yeni Yılınız Kutlu olsun, gönlünüze neşe ve sevinç dolsun!










• |



Yılbaşı Konseri E-Kartı | AnimaTurk.com

Yılbaşı Konseri E-Kartı | AnimaTurk.com

29 Aralık 2011 Perşembe

27 Aralık 2011 Salı

25 Aralık 2011 Pazar

Anlayış Farkı

Yazlık komşumuz Ahmet Yalçın, Almanya’da çalışmış bir kişidir. Söz trafikten, çevreyi kirletmekten açılınca çalıştığı yerde başından geçmiş bir olayı anlattı. Bu ders verici ve düşündürücü olayı size aktarayım da ister gülün ister ağlayın.

“Gece, arabamla evimin bulunduğu köye dönüyordum. Yolda bir kutu kola aldım, içtikten sonra, Türkiye’deki alışkanlıkla kutuyu yola fırlatıverdim. Kimse görmemişti. Bu bakımdan aldırmadım. Çöpçüler onu oradan alırlar nasıl olsa diye düşünerek rahat bir şekilde yoluma devam ettim. Evime varıp deliksiz bir uyku çektim ve bu olayı unuttum.

Bir süre sonra evimin kapısı çalındı. Açtım, karşımda polisleri görünce şaşırdım. Yasaya aykırı bir şey yapmadım, bir yanlışlık oldu herhalde diye düşündüm, polislere niye beni aradıklarını sordum. İçlerinden biri, içtiğim kolanın kutusunu nereye attığımı sordu.

Hayretle yüzlerine baktım,

“Yola attım. Ne oldu, birinin kafasına mı geldi yoksa?” diye sordum.

“Arabaya binin de attığınız yeri gösterin” dediler.

Böyle küçük bir şey için beni niye rahatsız ediyorlar diye homurdanarak söylediklerini yerine getirdim. Attığım kutu yolda duruyordu. Alıp ellerine verdim. Suç delili olarak yanlarına aldılar ve hakkımda zabıt tuttular, zaptı imzalattılar.

Bu işgüzarlığa anlam veremedim, bundan bir şey çıkmayacağını düşünerek normal hayatımı sürdürmeye başladım. Derken mahkemeden çağırdılar. Dudak bükerek yargıcın karşısına çıktım. Yargıç niye böyle yaptığımı sordu. Küçümseyici bir tavırla, “Ne yapmışım ki?” diye sordum. “Yere atılan küçük bir kola kutusu için bu işlemlere ne gerek vardı?”

Yargıç kızdı, elini bana doğru uzatarak:

“Burası geldiğin Türkiye değil! Nerede yaşıyorsan oranın kurallarına uymak zorundasın. Şimdilik para cezası veriyorum. Eğer aynı şeyi bir daha yaparsan hapse atarım, hatta memleketine geri yollarım. Bunu iyi bil” diye bağırdı, beni azarladı.

Şaşırdık. “Yere kutuyu attığını kim görmüş, polisler orada mıymış?” diye sorduk.

“Hayır, dedi Ahmet Yalçın, arkamdaki arabada bulunan bir kişi ne yaptığımı görmüş, arabamın plaka numarasını alıp beni polise şikâyet etmiş.”

Acı bir gülüşle, “Şu işe bak, diye söylendik. Onlar yere atılan küçük bir kola kutusunu görmezden gelemiyorlar, bizse yapılan yolsuzlukları, yasaya aykırı şeyleri, aksaklıkları sineye çekiyoruz. Korkuyor, çekiniyoruz. Suçluyu ihbar etmek ispiyonculuk sayılıyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın ya da aman bana kimse bulaşmasın, kızmasın, rahatımı bozmasın diye yapılanlara göz yumuyoruz. En basit bir vatandaşlık görevimizi yapmıyoruz. Ondan sonra da niye onlar aya gidiyor da biz yaya yürümekten, yerlerde sürünmekten kurtulamıyoruz diye üzülüyoruz, ah vah ediyoruz.”







Bu haber 551 defa okundu.





Yorum ekle


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış






Dergimizin 33. Sayısının (Aralık 2011) Köşe Yazıları Yayınlanmaktadır. Edebiyat Ufku Dostlarına ve Edebiyat Camiasına Müjdeleriz. Çalışmalarınızı edebiyatufku@gmail.com Adresine İletebilirsiniz.
------------------------------------------------------------------------

22 Aralık 2011 Perşembe

imeceMİZAH: Böylesini Gördünüz mü?

imeceMİZAH: Böylesini Gördünüz mü?: BÖYLESİNİ GÖRDÜNÜZ MÜ? Bir kadının “böylesi” adını verdiği bir köpeği vardı. Sahibi banyodayken köpek aralık bulduğu kapıdan dışarı kaçıver...

20 Aralık 2011 Salı

Güzellikler





Raşit YAKALI KARİKATÜR OKULU: GÖNÜLLERDEN GÖNÜL'E

Raşit YAKALI KARİKATÜR OKULU: GÖNÜLLERDEN GÖNÜL'E

MİZAH ve ŞİİR: o.yavuz inal_şiiri** ÇOK İŞİM VAR ÇOKBugün hava ...

MİZAH ve ŞİİR: o.yavuz inal_şiiri**
ÇOK İŞİM VAR ÇOK
Bugün hava ...
: o.yavuz inal_şiiri** ÇOK İŞİM VAR ÇOK Bugün hava güzel Günlerden Pazar. Annem, babam yanımda Cebimde harçlığım Kağıt helvalar, Uçan balo...

Renkli Dünyam: Iskenderun,Arsuz'dan Muhtelif Görüntüler

Renkli Dünyam: Iskenderun,Arsuz'dan Muhtelif Görüntüler

5 Aralık 2011 Pazartesi

Habertürk

Hangi Kadınlar Sevilir?

HANGİ KADINLAR SEVİLİR?

Beyaz, bir röportajda, “Akıllı, güzel ve sekste iyi olan bir kız” aradığını söylüyor. “Aşklarımda ikisi oluyor, üçü bir araya gelmiyor” diyerek aradığı kızın yatakta panter gibi olmasını istiyor. Beyaz, kızlar tarafından çok sevilen bir sunucu olduğuna göre, o panter kızın kıskançlık damarı tutarsa her tarafı tırmık içinde kalır. Bunu unutmasın sakın!
Bir görüşe göre, kadın yatakta yosma, mutfakta aşçı, salonda aristokrat, para harcarken ekonomist olmalıymış. Ya bu özellikler birbirine karışır da, kadınımız yatakta aristokrat, mutfakta yosma, salonda aşçı olursa ne yapmalı?
Yukarda yosma dedim de aklıma geldi. İlkokulda fıkırdak bir kız arkadaşımız vardı. Öğretmenimiz bir gün kendisine yarı şaka yarı ciddi, “Önüne dön kız yosma!” diye bağırdı. Kız ağlamaya başladı. Çünkü bizde yosma denilince kötü kadın, kahpe anlaşılır. Oysa yosma fıkırdak, cilveli, işveli kadınlara, kızlara verilen bir addır. Öğretmenimiz bunu kendisine açıkladı ama kızın gözyaşları bir türlü dinmedi. Bilgisayarım da bu sözcüğü kötü biliyor olmalı ki, yosma sözcüklerinin altlarını çiziyor hep...
Gelin, yeri gelmişken Bekir Sıtkı Erdoğan’ın “YOSMA” şiirine bir göz atalım:
“Bir yâr sevdim etekleri yeldirme
Yeldirir sallanı sallanı kâfir.
Sakın dedim kimselere bildirme,
Bildirir sallanı sallanı kâfir.
**
Ağına düşmüşüm artık çarnaçar,
Ben ondan kaçamam, o benden kaçar.
Ağlasam çapkınca karşıma geçer
Güldürür sallanı sallanı kâfir.
**
Hesabı kitabı şaşırdım çoktan
Bir işve değil beladır haktan.
Aklıma düştü mü gece yataktan;
Kaldırır sallanı sallanı kâfir.
**
O,çeşmeye gelir, sabrım son hadde,
Cilve kitabına girmez bu madde
Bu bir küçük testiyi yarım saatte;
Doldurur sallanı sallanı kâfir.
**
Ben âşık Bekir’im bilsin âlem de,
Nasıl terk edeyim yâri bu demde,
Görmesem ölürüm, fakat görsem de;
Öldürür sallanı sallanı kâfir.”
********
Ümit Yaşar Oğuzcan, “Kadınlar İçin Sone” de sevdiği kadınları şöyle dile getiriyor:
“Ben güzel gözlü kadınları severim
Bir de küçük ayaklıları, uzun boyunluları
Hem nasıl severim, öyle severim işte
Terler avuçları, kesilir solukları
**
Ben mahzun kadınları severim
Yavru ceylanca kadınları, ürkekçe
Hem nasıl severim, öyle severim işte
Bilemezsiniz ne güzeldir, öpüştükçe
***
Ben akılla kadınları severim
Düşünen, az konuşan, çok bilen
Her yerde, her zaman nazı çekilen
***
Hem nasıl severim, öyle severim işte
İçimde büyük, sonsuz ateşler yanmalı
Ölümüm bile o kadın yüzünden olmalı”
******
Şinasi Özdenoğlu, “Kadınlar Üstüne” adlı şiirinde sevilecek kadınların niteliklerini sayıyor ve son dörtlüğünde sevdiği kadını belirtiyor. Bu görüşüne katılıyor ve sizleri şairimizin güzel dizeleriyle baş başa bırakıyorum. Unutmayalım ki, kadınlar dövülmek için değil, sevilmek için yaratılmışlardır.
“Kadınlar bu gece tuttu beni
Alkol misali sert kadınlar
Hürriyet gibi yoluna can adanır
Hürriyet misali başıma dert kadınlar
Hey anacığım bu kadınlar
Köylüsü şehirlisi hepsi bir
Dudaklarında ya karanfil ya zehir
Ya alnımızın kara yazısı
Ya da ömür boyunca şiir
Köylüsü şehirlisi hepsi bir
Kiminin göğsünde kara kış
Kiminin göğsünde ilkbahar
Kimisi kütür kütür
Kimisi dilim dilim
Kaleler gibi dayanır dayanır da
Hey Tanrım
Bir anda teslim olurlar.
Ben severi hoyrat kadını
Erkeği gözünden anlayanı
Hürriyet gibi vazgeçilmeyeni
Hürriyet gibi paylaşılmayanı.”
ERHAN TIĞLI
erhantigli@mynet.com
******************

4 Aralık 2011 Pazar

Kitap Okumak

KİTAP OKUMAK
Kitap okumak: İyiliğe, güzelliğe uzanan, içinde binbir renk ve desen bulunan bir halı dokumak.
Kitap okumak: Kardan, kıştan kurtulmak, bahar olmak, çiçek açmak, arıya dönüşerek; çiçeklerden bal yapacak malzeme taşımak
Kitap okumak: Sanat, bilim deryasına dalmak, yılana, yalana sarılmadan yaşamak.
Kitap okumak: Düşünce ve duygularına yeni ufuklar açmak, mutluluğun gökyüzünde güvercin uçurmak.
Kitap okumak: Özlemlerine, umutlarına kanat takmak, erdem ve özveriyle tanışmak.
Kitap okumak: Yazarlardan aldığı güçle bilgisizliğin, bilinçsizliğin karanlığını delmek, acılarını unutup gülmek, aydınlık sabahlara uyanmak; kötülere, çirkinlere meydan okumak.
Kitap okumak: Sevmenin, sevilmenin, insan olmanın değerini, önemini anlamak, uygarlaşmak, gelecek güzel günlere yelken açmak.

Erhan Tığlı
*********

Divas Photography

Utanmaz Medya - Dünya 2012'de yok mu olacak! Antik bir Maya sitesinde dünyanın sonunu söyleyen taş bulundu!

Utanmaz Medya - Dünya 2012'de yok mu olacak! Antik bir Maya sitesinde dünyanın sonunu söyleyen taş bulundu!

1 Aralık 2011 Perşembe

27 Kasım 2011 Pazar

Dostluğun Rengi

DOSTLUĞUNUZ, DOSTUNUZ HANGİ RENK?

Dost, dostluk hakkında çok şey söylenmiştir. Bir görüşe göre, hepimiz tek kanatlı melekleriz ama birbirimizi kucaklamadan uçamayız. Kucaklaşma da dostça olur. En güzel yol dosta giden yoldur. Bu yolu dikenlerinden arındırmalı; güllerle, karanfillerle doldurmalıdır. Dost nedir? Dost alan değil verendir; üzüntülü olsa bile, seni üzmemek için gülen, neşelendirendir. Yanımıza çıkar sağlamak için gelmeyendir.
Bu konuda yazdığım dizelerden örnekler vereyim.

Gel de bak şu halime
Bak en güzel kelime
Arkadaşım ol benim
Ver elini elime.
***
Menekşe buldum derede
Sordum güzellik nerede
Dedi dostluktadır güzellik
Arama başka yerde.”
***
Elma attım denize
Geliyor yüze yüze
Girin dost bahçesine
Gece dönsün gündüze.
Cüneyt Ülsever, dostu şöyle tanımlıyor: “Dost hiçbir gizemin ardına sığınmadan yanında yüreğinizi açtığınız kişidir. İnsan doktorun yanında fiziki yönden ne hissederse dostunun yanında da duygusal açıdan öyle hisseder. Nasıl doktor sizi yargılamadan, hakkınızda hüküm üretmeden, sadece hasta olan organınıza odaklanır ve sadece onu iyileştirmeyi düşünürse; dost da sıkıntınız, derdiniz, ayıbınız, vukuatınız, kabahatiniz, hatta suçunuz karşısında sadece onunla nasıl baş edebileceğinizi düşünür.”
Aristo, “Dostunun kusurlarını ona yalnızken söyle, başkalarının yanında ise öv” diyor. “Bencillik dostluğun zehridir. İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur” Balzac
“Düşmanına borç verirsen onu kazanırsın, dostuna borç verirsen onu kaybedersin” diyen Benjamin Franklin sosyal bir gerçeğe değiniyor çünkü para alışverişi yüzünden nice dostluklar bozulmuştur. Alacağını isteyen dosta borçlu düşman kesilmiştir.
“Yalnız kendi nefsini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir” Cenap Şahabettin. Çoğu kişilerin dostluk anlayışı budur; seni hizmetçi gibi kullanmak ister...
“Güvenme dostuna, saman doldurur dostuna” sözü de sahte dostlar için söylenmiştir. Sahte dostların gülen yüzlerine sakın aldanmayın/ Düşmanlardan daha çoktur onların yolumuza döşedikleri mayın. Bakın bir manide ne söyleniyor:
Bir su içtim testiden
Sensin beni mest eden
Cennet mekânı olsun
Beni sana dost eden.
Bence dayak değil dostluk cennetten çıkmadır ve dostluk, dost davranışlar bizi cennete götürmese bile hayatımızı cennete döndürür.
En iyi, en güzel dost sanattır, sanat bizi renkli dünyalara uçuran kanattır. Kitap da dostumuzdur. Ne zaman, nerde olursak olalım yardımımıza koşar, derdimizi unutturur. Dostların yakınlığı sınırlıdır; durumu müsait değildir, onun da kendine göre sorunları vardır. Oysa kitap her dakika yanımızda, emrimizde ve hizmetimizdedir. Değerini bilelim.
Dostlarımızın renkleri olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsunuz öğrenin.
Yeşil dost: Her şeye olumlu bakar ve her şeyde umutlanacak bir yön bulur.
Mavi dost: Denizin ve gökyüzünün rengi gibi huzur ve dinginlik verir.
Sarı dost: Güneşin rengi gibi yüzümüzü güldürür, hüzünlü olduğumuzda bize bir yıldız gösterir.
Kırmızı dost: Sıcacık sevgi sözcükleriyle bize yaşamın kurallarını anımsatır ama bizi değişmeye özendirir.
Portakal renkli dost: Büyüyebilmemiz için rumuzu yeni bir enerji ve sevgi vitaminleriyle güçlendirir.
Gri dost: Bize sessizliği öğretir, kendimizi, başkalarını daha iyi tanıyabilmemiz için yansıtır, içimizi gösterir.
Mor renkli dost: Asil ruhluların rengidir. Gerçek yetkeyi ve yüreğimizin bilgeliğini öğrenmemize yardımcı olur.
Kahverengi dost: Boş hayallerden vazgeçip ayağımızı yere basmamıza, günlük yaşamın basit gerçeklerini anlamamıza yardım eder.
Beyaz dost: Deneyimlerimizin her birinden kazanılacak bilgeliği keşfetmemize yardımcı olur.
Tüm bu dostları bir araya getirebilirsek gökkuşağını keşfederiz.
Bir bilgeye dostluğun ne olduğunu sordular. Bilge, “ Bir tek dostluk yoktur, dostluk çeşitlidir” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Kimi dost maymun gibidir; tencere kaynarken maymun oynar. Bu dost tencere kaynadığı sürece vardır. Kimi dost ekmek, su gibidir; Gerek duyduğun besini hemen verir. Bazı dostlar da ağaca benzerler. Uzaktadır, bir şey vermesine gerek yoktur ama güçlü bir şekilde durduğunu bilmek insana destek sağlar.
Şarap örneği dostlar da bulunur çevremizde. İçtiğinde zevk alırsın onlardan. Bu dostluk sadece zevk üstünedir, sen onu iyi şekilde korursan o zaman keyif verir.
İlaç olan dostlar sadece kötü günlerimizde ortaya çıkarlar. Bunlar insana keyif vermezler ama derdine ortak olurlar, derman ararlar.
“Sadece kötü günlerimizde ortaya çıkana nasıl dost denilebilir?” diye sordular.
“Daha da beteri var, diye başını salladı bilge. Bazı dostlar hastalık gibidirler, ortaya çıktığı anda yalnızca dert, acı getirir.”
“Sadece dert getirene dost denilemez” diye itiraz ettiler.
Bilge onları şöyle yanıtladı: “Denilebilir tabii, niye denilmesin? O tür dost kendisinin ve ne getirdiğinin asla farkında değildir.”
O sırada vezir geliyordu. Bilge, “İsterseniz bu soruyu bir de ona sorun” dedi.
Vezir soruyu dinledi, acı bir gülüşle, “Bu sorunuzu şimdi yanıtlayamam, dedi. Şu anda vezirim ve el üstünde tutuluyorum, ancak makamımdan azledildiğim zaman bilebilirim.”
Yazımı dostluğun ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini belirten bir şiirimle bitirmek istiyorum:
“Dostluktur adım
Yoktur yatım katım
Ama doyulmaz tadım
Değildir barutum bir atım
Mutluluğa doğru
Doludizgin koşar atım.
Bana ulaşmak, benimle buluşmak istiyorsan
At sevgi, özveri dolu ve erdemli bir adım.

Erhan Tığlı
*********
erhantigli@mynet.com

21 Kasım 2011 Pazartesi

Yeni Bir Dünya

YENİ BİR DÜNYA

Yeni bir dünya yaptım anneciğim
Çarşıdan alıverdiğin boyalı kalemlerle
Kırmızıyı koymadım dünyamın içine
Kan rengini andırıyor diye
Vuruşan savaşan amcaları, ağabeyleri de...
***
Yeni bir dünya yarattım anneciğim
Çarşıdan alıverdiğin sulu boyalarla
Maviliklerle bezedim gökyüzünü
Almadım tek bir bulutu bile
Pembeye boyadım yeryüzünü
Ağaçlarım zaten yemyeşil...
***
Yeni bir dünya çizdim anneciğim
Çarşıdan alıverdiğin yağlı boyalarla
Sarı, siyah renkleri hiç almadım elime
Hastalığı, yası gösteriyor diye.
Attım kini, nefreti, savaşı çöpe
Sevgi ve barış yükledim resmime
*********************************************

20 Kasım 2011 Pazar

MİZAH ve ŞİİR: erhan tığlı /şiir- BİZ KİMLERİZ?Biz kimleriz?...

MİZAH ve ŞİİR: erhan tığlı /şiir-

BİZ KİMLERİZ?

Biz kimleriz?
...
: erhan tığlı /şiir- BİZ KİMLERİZ? Biz kimleriz? Zeki, çevik Türk genciyiz Hem kuzu hem tilkiyiz Üretmekte sonuncu Üremekte birinciyiz! *...

19 Kasım 2011 Cumartesi

Kadınlar Neye Benzer?

• Kadınlar Termos Gibidir; Her Tartışmayı ilk Günkü Gibi Sıcak Tutarlar. Kadınlar Kitap Gibidir; Korsanları Hemen Piyasaya Çıkar. Kadınlar Sigara Gibidir; Zararlıdır Ama Bırakması Zordur. Kadınlar Otomatik Kapı Gibidir; Ne Zaman Çarpacağı Belli Olmaz Ve Her Alışveriş Merkezinde Bulunur. Kadınlar Kahve Gibidir; Pişene...


Kadar Acı'dır ama piştikten Sonra Zevk Veririr. kadınlar Bebek Gibidir; Önce Konuşmasını Istersiniz, Sonra Susmasını. kadınlar Reçete Gibidir; Karmaşıktır, Anlaşılması Zordur, Ama Mecbur Kalırsınız. kadınlar Deniz Gibidir; Nezaman Durgun, Ne Zaman Dalgalıdır Bilemezsin. Kadınlar Trafik Canavarı Gibidir; Bir Anlık Dalgınlık Hayatınıza Mal Olur.

18 Kasım 2011 Cuma

Geldinrnbir parçam oldunrngittinrnparamparça oldumrn***rnGeldinrnsevinç kuşları kondu dalımarngittinrngönlümdeki gül soldurn***rnGeldinrngönlümün yüzü güldürnGittinrnYaşama sevincim söndürnErhan TIĞLIrn*************


   
Geldinrnbir parçam oldunrngittinrnparamparça oldumrn***rnGeldinrnsevinç kuşları kondu dalımarngittinrngönlümdeki gül soldurn***rnGeldinrngönlümün yüzü güldürnGittinrnYaşama sevincim söndürnErhan TIĞLIrn*************

Birgo aracılığı ile erhantigli blogundan gönderilmiştir.


 

12 Kasım 2011 Cumartesi

Aşkın Gurbeti

AŞKININ GURBETİ

Gözlerinin gurbetindeyim
Bakışlarının sılasını özlüyorum
Ettiğin nazların bile
Yollarını gözlüyorum.
***
Aşkının gurbetindeyim
Seni kazanmak için
Gece gündüz çalışıyorum
Ama boşa gidiyor canımı dişime takmam
Akıntıya kürek çekiyorum.
***
Elimde demir asa, ayağımda demir çarık
Yayan yapıldak yürüsem de
Serapsız çile çöllerinde
Kavuşmak dağlarını aşamıyorum.
***
Doğsun diye beklerken
Mutluluk güneşim
Ayrılığının yağmurunda
İliklerime dek ıslanıyorum.

ERHAN TIĞLI
*****************

11 Kasım 2011 Cuma

Yağmur...

Yağmur yağıyor yağmur
yerden yüreğime sıçrıyor
kir toz ve çamur...
kaçışıyor yoldakiler
ıslanmayalım diye telaşla...
Eski bir plak çalıyor zihnimde
şöyle diyor Ahmet Sezgin:
'Yağmur üstüme üstüme
varsın yağsın küçükhanım
Ben yağmurdan yaştan değil,
aşkından sırılsıklamım.'
Mutluluk yağmurunda şemsiyesiz kalıp iliklerinize kadar ıslanmanız dileğiyle.

Seçmesini Bilmeli - erhantigli - Şiir Radyosu

Seçmesini Bilmeli - erhantigli - Şiir Radyosu

2 Kasım 2011 Çarşamba

KURBAN KİM?

KURBAN KİM...
Tıkanmış bacası duygularının
Halin duman!
Kurt dadanmış düşüncelerine
Farkında değilsin
Kuyuda olduğunun
Kül yağıyor gül yerine
Kirlettiğin evrenine...
Bencil tutkulara
Çoktan olmuşsun kurban!
Neyi aklayacak sanıyorsun
Kurban ettiklerinden akıttığın kan...
Erhan Tığlı

28 Ekim 2011 Cuma

YAZAR...

Yaşı yetmiş olsa da işi asla bitmez
savaş meydanını hiçbir zaman terketmez
Amacı doğruyu iyiyi güzeli yaşatmaktır
edebiyatı sanatı vazgeçilmez kılmaktır.

MİZAH HABER: HALİL İ. YILDIRIM ÇİZİYOR

MİZAH HABER: HALİL İ. YILDIRIM ÇİZİYOR: HALİL İ. YILDIRIM ÇİZİYOR

25 Ekim 2011 Salı

22 Ekim 2011 Cumartesi

HEM kör hEM NANKÖRüz!

HEM KÖRÜZ HEM NANKÖRÜZ...
Doğa serer ayaklarımızın altına allı yeşilli halısını kilimini
Bizden sadece sevgi, ilgidir beklediği
Ama biz bu beklentiye onu kirleterek karşılık veririz...
Doğaya ve tüm canlılara insan(?) olduğumuzu gösteririz!
***
Sevgi, doğanın gülüşü, ırmak olup denize dökülüşüdür
Sevgisiz, kurak ve çorak kişilerin yanına yaklaşılmaz
Soğukluklarıyla hem kendilerini hem çevrelerini üşütür...
***
Mutluluk bahçesindeki çiçeklere kelebek değil; bal arısı olarak kon
Güzelliklere erişmek istiyorsan, bencilliğe vermelisin son!
***
Hem körüz hem nankörüz!
Görmeyiz doğadaki çiçekli güzellikleri de
Silikonlu, botokslu, hormonlu ve plastik güzellikler(!) peşinde koşarız
Doğanın karşılık beklemeden verdiği güzelliklerin bilmeyiz değerini
Bahçeli evleri yıkıp apartman dikerek kirletir, toz duman ederiz her yerini...
Erhan Tığlı
*********

Tümleşik medya ekle / düzenle

Tümleşik medya ekle / düzenle

13 Ekim 2011 Perşembe

Tren Gelir Hoş gelir(Fıkralar)

TREN GELİR HOŞ GELİR...

Trenin hayatımızda büyük bir yeri vardır. Adı şarkılarda, türkülerde bile geçmektedir. Tren gelir, hoş gelir, odaları boş gelir/Duydum yâr bize gelir, safa gelir, hoş gelir”di eskiden. Kara tren gelmez m’ola/Düdüğünü çalmaz mola/Gurbet ele yâr yolladım/ mektubunu yazmaz m’ola?” denilirdi. “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” diye marşlar söylenilir, demir rayların yurdu kaplamasıyla övünülürdü. Oysa şimdi karayolları sarıyor her yeri ve de trafik canavarları kol geziyor, kazalar oluyor, övünmenin yerini dövünmek aldı...
Neyse, içinizi karartmayalım ve tren fıkralarıyla içinize bir avuç su serpelim, trenlerin günümüz koşullarına uygun olarak yeniden gündeme getirilmesini dileyelim.
TREN NASIL ÖTER?
Cumhuriyet Halk Partisiyle Demokrat Partisinin en çekişmeli bir zamanıydı. Bir köy kahvesinde yaşlı bir köylü bana “Tren nasıl öter?” diye sordu. Bir yanıt veremedim. “Ben söyleyivereyim öyleyse” deyip trenin sesini taklit ederek şöyle dedi: “Halk demokrat! Halk demokrat... Ne buuu?”
Yani halk demokrat çekişmesinden tren bile bıkmış, “Ne bu?” diye soruyor...
İMDAT FRENİ
Trene ilk kez binen Sarı Çizmeli Mehmet Ağa imdat freninin ne olduğunu sormuş yol arkadaşına. O da, “Güç aletidir. Onu çekebilene ödül veriyorlar” diye şaka etmiş. Bizimki bu şakayı ciddiye alarak imdat frenine tüm gücüyle asılmış ve tren büyük bir sarsıntıyla durmuş. Yetkililer, “kim yaptı bunu?” diye soruşturmaya başlamışlar. Mehmet Ağa gururla oraya çıkmış, “Ben yaptım ben!” diye bağırmış, “Hem de tek kolumla...”
BU KAÇINCI?
Gene trene ilk kez binen bir köylü üçüncü mevki biletiyle gitmiş, birinci mevkiye oturmuş. Biletçi onu azarlayarak kovmuş. Bizimki bu kez ikinci mevkiye kurulmuş. Oradan da kovulunca oturacak yer aramaya başlamış. Yolu yataklı vagona düşmüş. Bir kapıyı açıp “Hemşerim, bu kaçıncı?” diye sormuş. İçerde yeni evli bir çift varmış, sarılıp yatıyorlarmış... Ne dediklerini duyamadım. Siz duydunuzsa haber verin!
KATİL
Cimri biri bileti üçüncü olduğu halde gitmiş birinci mevkiye oturmuş. Biletçi onu oradan kaldırmak istemiş ama bizimki gitmemekte direnmiş. Yolcunun yanında da kocaman bir bavul varmış. Biletçi kızmış, “Hem yerine geçmiyorsun hem de kocaman bavulunla gelip geçenlere engel oluyorsun” diye çıkışmış ve bavulu aldığı gibi pencereden dışarı atmış.
Köylü öfkeyle biletçinin yakasına yapışmış, “Katil! Oğlumu öldürdün” diye bağırmış.
ÜLSER
Bu da benim başımdan geçti. Öğrenciliğimde ucuz ve güvenli olduğu için uzun bir yolculuk yapacağım zaman trene binerdim. Gene bir gün trende giderken yol arkadaşlarım yumurtalı soğanlı yemek yemeye başladılar ve beni de sofralarına davet ettiler. Teşekkür ettim ama ısrar ettiler. Yediklerinin bana dokunduğun belirtmek için, “Ülserim var” dedim.
İçlerinden biri omzumu okşadı:
“Hele sen bunları ye, seninkini de sonra yeriz” dedi.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Ağlatmamalı AŞK

AĞLATMAMALI AŞK

Ağlatmamalı aşk
Güldürmeli yüzümüzü
Gül bahçesine çevirmeli
Özümüzü...
Dağıtmalı kara bulutlarımızı
Yeşertmeli gönlümüzü
Öyle bir yerleşmeli ki benliğimize
Sevinç ve neşe
Üzüntü, acı girememeli içeriye
Dolup taşmalıyız güzelliklerle
Ondan ayırmamalıyız yönümüzü
Başımızda esen sevda yeli
Şiire döndürmeli öykümüzü
Erhan Tığlı
******************

29 Eylül 2011 Perşembe

CENNETİM CEHENNEMİM

Sen yanımdayken
her yanım cennet
sen gidince
kopar kıyamet
Sevdanın kılda ince
kılıçtan keskince
Sırat Köprüsünde
başı döner duygularımın
tutunacak dal bırakmaz
ayrılığının cehennemi
Şiirle kurtulurum
yalnızlığın yaktığı ateşten
Yıldız yağar gönlüme

22 Mayıs 2011 Pazar

AÇ PERDENİ

AÇ PERDENİ

AŞK İHTİLALİ

AŞK İHTİLALİ

Seni gördüm
Baş kaldırdı gönlüm
Aklımın egemenliğine...
İsyan tüm bedenimi sardı
Gözlerim demir attı gözlerine
Seni sevdim
Ellerim kenetlenmek istedi ellerine
Tutsak oldu benliğim
Doyum olmaz güzelliğine...
Tahttan indirdi duygular
Düşüncelerimin krallığını
Yaktı yıktı devirdi aşk ihtilali
Eski köhne yapılarımı
Yeniliğe döndürdü yönümü...
Doğamı şenlendiren
Bahçeli evlerle çiçekler
Güldürdü yüzümü
Erhan Tığlı
*************

eklebunu


EkleBunu Sosyal paylaşım Butonu

10 Mayıs 2011 Salı

DİL KOMEDİSİ

DEDİM DEDİ
Dedim: Merhaba, günaydın!
Dedi: Hello, hay!
Dedim: Vay! Yabancı dilin yıldızlı on, pek iyi!
Dedi: Nereden anladın?
Dedim: Selamına bile girmiş baksana.
Dedi: Herıld yani!
Dedim: Hava bugün çok güzel. Yaşasın!
Dedi: Çok sevindim buna. Oley!
Dedim: Sen böyle mi sevinmeye başladın?
Dedi: Dersime çok çalıştım. Böyle laflara alıştım.
Dedim: Aferin! Bugün ne yapacaksın?
Dedi: Biraz dolaşıp stres atacağım.
Dedim. Sakın yere atma o dediğin şeyi, çevreyi kirletirsin. Zaten dilimizi kirletiyorsun. Gençlere kötü örnek oluyorsun.
Dedi: Vallahi temizim. Bugün duş aldım.
Dedim: Biraz da bilinç alsaydın bari.
Dedi: Almak deyince aklıma geldi. Bir plazaya gideceğim. Fiyatlarda damping yapmışlar, süper indirimler var. Bu avantajı kaçırmak istemiyorum. Kendime birkaç tişört, blucin alacağım.
Dedim: Saçlarına ne oldu böyle?
Dedi: Kuaförümle vizyon değişikliği yaptık. Demin söylemeyi unuttum. Önce bir patiseriye gideceğim. Brunç edeceğim. Peynir, zeytin, margarin, reçel, yumurta, börek yiyeceğim. Yanında da limitsiz çay içeceğim.
Dedim: Simitsiz çayı ben de sevmem.
Dedi: Simiti de nereden çıkardın? Limitsiz dedim ben.
Dedim: Bu dil yozlaşmasından kurtulmak için cankurtaran simidi gerekiyor.
Dedi: Ben maçları çok severim. Yakında start veriliyor. Fikstüre bakacağım. Bizim takım deplasmana gidiyor. Skor ne olursa olsun üzülmeyeceğim. Nasıl olsa rakip takımla aramızda dokuz puan var.
Dedim: Tazesi varken ne yapacaksın bayatı?
Dedi: Onu da nereden çıkardın?
Dedim: Demin maçlara kart veriliyor dedin ya.
Dedi: Kart değil start dedim. Senin böyle şeylerden haberin yok.
Dedim: İyi ki yok. Zıvanadan çıkardım sonra.
Dedi: Ben de yanında biraz daha durursam depresyona gireceğim. Mantalitemi, motivasyonumu bozuyorsun. Performansım düşüyor.
Dedim: Sadece performansın düşse iyi ya. Daha nelerin düşüyor da görmüyorsun, anlamıyorsun. Senin bozduklarının yanında benimkiler devede kulak kalıyor. Neyse, konuyu değiştirelim biraz. Boynundaki kolye gerçek mi?
Dedi: Hayır. İmitasyon.
Dedim: Aynen senin gibi.
Dedi: Ajitasyon yapma.
Dedim: Sen de fabrikasyon konuşmalar yapma.
Dedi: Ben gidiyorum. Yanında biraz daha durursam karizmam çizilecek. Başka söyleyeceğin bir şey yoktur herhalde. Okey mi?
Dedim: Okey değil, dama, tavla!
Dedi: Hadi bay!
Dedim: Hay şaşkın hay!
Erhan Tığlı


5 Mayıs 2011 Perşembe

KISA Kıssa ŞİİRLER

BAlığın Kaderi
Seni o kadar severiz ki
ya akaryuma hapsederiz
ya da avlar yeriz...
Kusura bakma
insanız biz
Yamyamdır sevgimiz!
SEVMEK
Sevmek en yüce değer
sevenin ruhu güler
Seviyor seviliyorsan eğer
dünya yaşamaya değer
CANLANIR
Fındık dalda sallanır
yere düşer ballanır
Gül diken dostluklarla
ölü ruhlar canlanır!
ARMUDUN İYİSİ
Her zaman ayı yiyor
armudun iyisini
gözünü açmayanın
yüzerler derisini
İnsanlık mı o da ne?
kayıplara karıştı çoktan
gören yok kendisini...
Para padişah oldu
bencillik imparator!
Anlayın gerisini...

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Baharla Gelen Güzellik

BAHARLA GELEN GÜZELLİK

Bir canlılık gelir doğaya baharla
Çiçekler gelin olur
Düğün yapar arılarla
Bayramı kutlar kelebekler
Köylü dayı güreş tutar tarlalarla
Kuşlar öpüşür meyvelerle
Saklambaç oynar böcekler
Toprak harekete geçer karıncalarla
Yaşamak şiire dönüşür
Rüzgâr tokalaşır dallarla
Sarılar yeşillerle oynaşır
Dans eder maviler allarla
Doğanın neşesi bahar
Bahar hayat bulur çocuklarla.


22 Şubat 2011 Salı

GÜZEL DÜŞÜN

Kahve Yemen'den gelir
Geldiği yol çok ırak
Mutlu olmak istersen
derdi tasayı bırak
Güzel düşünmeye bak

Adı Pınar, soyadı dilşeker, güzelliklere güzellik ekler!


   
Adı Pınar, soyadı dilşeker, güzelliklere güzellik ekler!

Birgo aracılığı ile erhantigli blogundan gönderilmiştir.


 

Hem pınar hem de çok şeker.


   
Hem pınar hem de çok şeker.

Birgo aracılığı ile erhantigli blogundan gönderilmiştir.


 

Hem pınar hem de çok şeker.


   
Hem pınar hem de çok şeker.

Birgo aracılığı ile erhantigli blogundan gönderilmiştir.


 

15 Şubat 2011 Salı

Sosyetik Taşlamalar

Sosyetik TAŞLAMALAR

ŞAM-PİYON

Gözlerine bayıldım: Lensliymiş!
Göğüslerine bayıldım: Silikonluymuş!
Bayıldığım güzel meğerse
Estetik ameliyat olimpiyadında
Şampiyonmuş!
*********
SOSYETE GÜZELİ

Şu sosyete güzeli
Bir iş adamı kapmış
Kendini kata, arabaya satmış
Makyaj yapayım derken
Boya küpüne batmış!
Gündüz cafelere
Gece discolara demir atmış
Hediye edilen mendili
Mayo yapmış...
********
Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com

14 Şubat 2011 Pazartesi

AŞK BİR OKULDUR Ne mutlu bu okulda okuyanlara!

AŞK BİR OKULDUR

O-kul değil oku-l o, kulluk değildir
Okuma yeridir. Öğretmeni sevgilidir.-

Aşk bir okuldur;
Kopya çekmeye kalkarsan
Ya da ezberlersen anlamadan
Yararlanmaya çalışırsan dostlarından
Kendini aldatırsın sadece...
**
Erdem ve özveri derslerinden
Geçer not almalısın, bitirmek istiyorsan
Bu okulu kazasız belâsız...
Bel bağlama aracılara
Kendine güven yalnız.
Torpil, amca, dayı işe yaramaz bu okulda
Mal mülk para pul da...
Hele rüşvet vermeyi hiç düşünme!
Dimyata pirince giderken
Evdeki bulgurdan olursun sonra...
**
Eşittir öğrenciler bütün sınıflarda
Kimse kimseye ne efendidir ne de kul!
Doğallığa açılır penceresi
Doğayla iç içedir bahçesi
Çiçeği, kelebeği boldur
Aşk hem okul hem de en iyi, en güzel yoldur.
Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com
******************

3 Şubat 2011 Perşembe

İşgaliye Vergisi

İŞGALİYE VERGİSİ...

“Sorma soruşturma, gündem oluşturma merkezinden geliyoruz. Size birkaç soru soracağız. Boş vaktiniz var mı?”
“Pek boş vaktim yok ama sorun bakalım.”
“Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“Şarkıda belirtildiği gibi, aşk eski bir yalan, Âdemle Havva’dan kalan.”
“Hiç âşık oldunuz mu?”
“Çok şükür olmadım.”
“Niye şükrediyorsunuz?”
“Cinayetler aşk yüzünden işlenir çoğu kez. Gençler anne babalarıyla aşk yüzünden bozuşur, aşk yüzünden intihar ederler. Aşk yuvaları bozar, karı kocayı birbirine düşman eder. Aşk evliliklerinin çoğu ayrılmayla sona erer. Geçenlerde bir iş adamı bir kadına tutuldu, gece gündüz onu düşünmekten işini ihmal etti ve iflas bayrağını çekti...”
“Kitap okuyor musunuz?”
“Böyle bir kötü alışkanlığım yoktur. Okuyup da ne olacak ki? Okuyanları görüyoruz işte! Çoğu işsiz ya da hapiste çile dolduruyor. Okumanın sürünmektir sonu.”
“Müzik, resim gibi güzel sanatlarla ilgilendiniz mi?”
“Sanat karın doyurmaz. Benim böyle boş şeylerle ilgilenecek boş vaktim yoktur.”
“Hiç ağaç dikip çiçek yetiştirdiniz mi?”
“Parayı verdikten sonra istediğin ağacı, çiçeği satın alabilirsin. Böyle şeyler yapacak işi olmayanlar, emekliler, köylüler içindir. Ben köyden kente göçtüm, işim gücüm var.”
“Doğayı kirletenlere engel oluyor musunuz?”
“Başımı belaya mı sokayım canım.”
“Candan bir arkadaşınız, dostunuz var mı?”
“Eskiden mahalle, okul, askerlik arkadaşlarım vardı. Şimdi hiçbiriyle görüşmüyorum. Zaten bu dünyada dostluk, arkadaşlık kalmadı artık. Herkes çıkar peşinde, para pul derdinde.”
“Sorularınız bitti mi, sonuç ne?”
“Sorular bitti. Bu sonuca göre işgaliye vergisi ödeyeceksiniz.”
“Niyeymiş o?”
“Niye olacak, bu dünyayı boşuna işgal ettiğiniz için!”
ERHAN TIĞLI
*************

27 Ocak 2011 Perşembe

Ne üstüne düşüp duruyorsun o nazlı dilberin, diyorlar:rnŞu gerçeği bilmiyorlar: Dünyadaki yer çekimi gibi, bende öyle bir yar çekimi var ki... Ne yaparsam yapayımrnbu çekimden kurtaramıyorum kendimi...


   
Ne üstüne düşüp duruyorsun o nazlı dilberin, diyorlar:rnŞu gerçeği bilmiyorlar: Dünyadaki yer çekimi gibi, bende öyle bir yar çekimi var ki... Ne yaparsam yapayımrnbu çekimden kurtaramıyorum kendimi...

Birgo aracılığı ile erhantigli blogundan gönderilmiştir.


 

25 Ocak 2011 Salı

BİR BABA ARIYORUM...

BİR BABA ARIYORUM!...

Bir baba arıyorum ama mafya babası değil
İskele babası ise hiç değil!
Dert babası da aramıyorum.
Bu devirde herkes o kadar dertli ki, başkasının dertleriyle uğraşacak zamanı yok.
“Dertleri zevk edindim, bende neşe ne arar?” şarkısını söylüyor, “Ne haber?” diye sorunca...
“Şam Babası” da aramıyorum ha! Arabam yok ki, petrole ve bu tür bir babaya gerek duyayım.
Sizi daha fazla merakta bırakmamak için işte açıklıyorum:
“Yeşilçam Babası” arıyorum ben.
Bu baba da nereden çıktı demeyin, pasta börek varken aklınızı peynir ekmekle yemeyin.
Türk filmlerine düşkünseniz böyle bir babaya rastlayabilirsiniz muhakkak...
Genellikle Hulusi Kentmen oynardı bu tür baba rollerini. Serttir ama babacandır. Eser, kükrer ama sonunda yumuşar, ne kadar kızarsa kızsın çocuklarının yaramazlıklarını affeder.
Geçenlerde bir Türk filmine gittim. “Baba Beni Eversene” adını taşıyordu film. Orada da babaydı Hulusi bey. Zengin ve fabrikatör bir baba hem de. Yoksul bir gençle sevişiyor diye kızına kızdı, ceza olarak onu uçakla Avrupa’ya gönderdi. Dikkat edin; ceza olarak...
Bu film beni çok etkiledi. Keşke benim de böyle bir babam olsaydı, dedim. Olsaydı da cezalandırmak için Avrupa’ya gönderseydi...
Yanlış duymadınız, baba arıyorum baba! Sakın babamdan memnun değilim ya da iki babalı olmak istiyorum sanmayın. Varsa böyle bir baba, bana babalık etsin. Ödül, armağan istemiyorum kendisinden. Kızsın bana, cezalandırsın beni...
Çünkü yaşım yarım asır oldu, hâlâ ne uçağa binebildim ne Avrupa’ya gidebildim. Fakülte mezunuyum ama ilkokuldan sonra okumamış, Almanyalı bir işçinin evinde kiracıyım. Atım, arabam, hatta bisikletim bile yok. Bunları namusumla övünmek, beceriksizliğimle dövünmek için söylemiyorum. Babaya kolaylık olsun diye belirtiyorum.
Bana o kadar kızar ki, belki köşklerinden birine sürgün eder, yabancı arabayı altımdan çekip alır, beni yerli arabaya binmeye mahkûm eder. Artık orası babalığına kalmış!
Ah baba, vah baba, ne olur bir babalık et bana, yoksa oturacağım şapa!
Erhan Tığlı
%%%%%%

16 Ocak 2011 Pazar

Güzellik; Cana Can Katan Özellik

GÜZELLİK: CANA CAN KATAN ÖZELLİK

Güzellik cana can katan bir özelliktir. Güzeli görmek, özümsemek, benimsemek için güzel bakmak gerekir. Güzellik bakanın gözündedir, yüzünde değil, özündedir.
“Kuyu dibinde kuyu
Kuyunun yoktur suyu
Güzellik neye yarar
Güzel olmazsa huyu”.
Huy özümüzün dışa yansımasıdır; Güzeli daha hoş, daha cana yakın yapar. Huysuz kişi ne kadar güzel olursa olsun bir süre sonra can sıkar. Güzel kimdir, nasıldır, nasıl olmalıdır? Bu kişiye, kişiliğe, zevke, anlayışa göre değişir. Atalarımız, “gönül kimi severse güzel odur” demişlerdir. Demek ki bir şeyi güzel bulmamız için sevmemiz gerekir. Özdemir Asaf da bir şiirinde,
“Güzel, o benim sevdiğimdir/ Bunu o bile değiştiremez” diyor.
Âşık Veysel de, “Ben güzele güzel demem/ Güzel benim olmayınca”, “Güzelliğin on para etmez/ Bu bendeki aşk olmayınca” diyerek bir gerçeği dile getiriyor.
Bir türküde, “Urfalıyım ezelden, gönül geçmez güzelden”, bir başkasında, “Bize Harputlu derler/ Biz güzeli severiz” deniliyor. Güzeli sevmek için oralı ya da buralı olmak değil insan olmak gerekir.
İnsan güzeli sevdiği gibi onu korur, kollar, daha güzel olması için çalışır, kem gözlerden sakınır. Güzellik doğal olmalıdır doğa gibi. Yapma güzellik yapmacıktır, bizi bir süre sonra oyalar ama zamanla boyası dökülür, içyüzü ortaya çıkar, sahte olduğu belli olur.
Kimi güzeller güzelliklerinin hep süreceğini sanıp gururlanırlar. Oysa atalarımız, “Malına güvenme, bir kıvılcım yeter; güzelliğine güvenme, bir sivilce yeter” demişlerdir. Jose- Maria de Heredia bir sonnet’sinde böyle güzellere şöyle sesleniyor:
“Gelip Ronsard, Seine’de ya da sarı Loire’de,
Ölümsüz etmeseydi sizi bu dünyada, acaba
Kim ederdi lafını sizin de yaşadığınızın?”
Bir şair genç ve güzel bir kıza tutulmuş, her fırsatta ona olan aşkından söz ediyor, onun için şiirler yazıyormuş ama güzelliğiyle gururlanan kız şairin aşkıyla oynamaktan zevk alıyormuş. Bir gün şairimiz gene kendisine yaklaşmak isteyince şuh bir kahkaha atmış, Ahmet Haşim’in ünlü, “Ateş doludur tutma yanarsın/ Şu karşındaki gülgun piyale” dizelerini anımsatırcasına, küçümseyici bir tavırla, “Fazla yaklaşma, ateşimle yanarsın” demiş.
Şair onu şu dizelerle yanıtlamış:
“Güzellik ateşin sönünce
Çevrende dolaşan hayranların
Elini ayağını çekince
Sen de beni mumla ararsın!”
Mağrur olmak iyi bir şey değildir. Padişahlara bile, “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” denilmiştir.
“Arpa buğday çeç olur
Güzeller güleç olur
Güzellerin güleci
Her derde ilaç olur.”
**
Güzelliklere ulaşmak için çaba gösterelim, taşlara, dikenlere aldırmayalım. Güzellikleri boğmaya çalışan ayrık otlarını ayıklayalım, çamuru, kiri silip süpürelim, baktığımız yeri çiçeklere bürüyelim, güzellikleri çoğaltmayı sürdürelim, yılmadan, bıkıp usanmadan bu güzel yolda yürüyelim. Şunu da unutmayalım: Güzellik güzel bakanın, güzellikleri koruyanın hakkıdır. Güzellikler sunan, güzellik simgesi doğaya iyi bakalım.
Bizi güzelliklerle buluşturan, güzelliklere ulaştıran sanatçılardır. Onlara gereken saygı ve sevgiyi göstermeli, değerlerini bilmeli, anlamalıyız. Göremediğimiz, farkına varamadığımız güzellikleri onlar gösterir, anlatır bize. Gençliğimde bir dergide güzel bir cami resmi gördüm. Neresi olduğunu merak ettim, altındaki yazıyı okuyunca orasının her gün önünden geçtiğim Şehzadebaşı Camii olduğunu gördüm. İşte sanatın gücü budur!
Sevda olmasaydı
Gönüle dolmasaydı
Dünya neye yarardı
Güzeli olmasaydı?”

Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com
*******************




1 Ocak 2011 Cumartesi

Gönül Çiçeğimiz


Aşktır ömrümün varı
aşkla yeşerir bağım
erir dağımın karı
Doğal güzelliklerin
aşktır ayvası narı
Gönlünde çiçek yoksa
ne işe yarar kovan
nasıl bal yapar arı